2025 yılında konut satışlarının yaklaşık 1,7 milyon adet ile tarihsel olarak oldukça yüksek seviyelerde gerçekleşmesi dikkat çekici bir gelişmeydi. Kredi talebinin daraldığı bir dönemde satışların yüksek kalması ise talep kompozisyonunun değiştiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle piyasadaki talebin önemli bir kısmı kredi kullanan hane halkından değil, tasarruflarını konuta yönlendiren yatırımcı kesiminden geldi.
Özellikle yüksek mevduat faizlerinden ve altın gibi kıymetli madenlerin değer artışlarından elde edilen gelirlerin bir kısmının gayrimenkule yönelmesi ve kira artışlarının yarattığı getiri beklentisi bu talebi destekledi.
Nitekim bu tablo kiraya göre konut fiyatlarının geri dönüş süresinde de kendini gösteriyor. TCMB verilerine göre konut fiyatı ile kira arasındaki ilişki incelendiğinde amortisman süresi 2021 yılında yaklaşık 22 yıl seviyesindeydi. 2025 yılına gelindiğinde ise bu süre 16 yıl seviyesine kadar gerilemiş durumda. Yani kira gelirine göre bakıldığında konut yatırımı yeniden daha cazip bir noktaya gelmiş görünüyor. Bu da yatırımcı talebinin neden güçlü kaldığını açıklayan önemli unsurlardan biri.
Kredi yeniden konuşuluyor olabilir, ama Türkiye’de mesele hala konut piyasası değil, barınma meselesidir. BDDK’nın yaptığı düzenleme krediye erişimi belirli ölçüde genişletmiş olabilir ve kredili satış hacmini bir miktar artırabilir. Ancak bu tür düzenlemeler tek başına barınma sorununa kalıcı çözüm üretmez. Çünkü konunu özü sadece krediye erişim değil; arsa üretimi, kiralık konut piyasası, sosyal konut üretimi ve alternatif finansman modellerini kapsayan çok daha geniş bir politika alanını içeriyor.
(Kaynak: Dünya Gazetesi köşe yazarı Prof. Dr. Ali Hepşen’in “Konut kredisi geri mi dönüyor? Konut piyasasının arka planı” başlıklı köşe yazısından alıntıdır.)




